18 Ocak 2010 Pazartesi
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Albert Bierstadt Biyografi - Alman Asıllı Amerikalı Ressam (1830 - 1902)
Albert Bierstadt (Haziran 8, 1830 – Şubat 18, 1902) Amerika’nın batısını resmettiği büyük manzara resimleri ile tanınan Alman - Amerikan ressamdır. Resimlerinde bu temaları işleyebilmek için birçok seyahatler yaptı. Eserlerinde bu yerleri kaydeden ilk sanatçılardan olmasada, 19.yüzyıl manzaralarını hatırlatan önde gelen ressamlardandır.Bierstadt bir akademi olmayan ancak benzer düşüncede ressamların birarada olduğu Hudson River Okulu (Hudson River School) üyesiydi. Hudson River stili dikkatlice detaylandırılmış, romantik ve ışığın son derece iyi kullanıldığı bir şekilde gelişti. Manzara resimlerinin bu şekilde detaylı ışıklandırılması ise “luminism” adını alır.
>>>>>>>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>>>>
Feyyaz İnanç “Zamansız Mekanlar” Resim Sergisi Röportajı
Geçen ay Galeri Artist Çukurcuma, Feyyaz İnanç “Zamansız Mekanlar” sergisini gezmiştik. Sanatçı ile bu sergiye ait izlenimlerimizi de içeren bir röportaj gerçekleştirdik. Her ne kadar sergi üzerinden epey bir süre geçmiş olsa da yapmış olduğumuz röportajın da belirli bir zaman dilimine konulmadan okunabileceğini farketmiş olduk. Böylece bizde “Zamansız Mekanlar”a katıldık…Buyrun okuyun…Serginizi gezdik. Hatta bana ilk sergi açılış mailiniz gelince oradan da bakıp “Hah Güzel!” dedim. Gerçek dışı figüratif tarzda çalışmalarınız var. Son zamanlarda gezdiğim sergiler arasında en beğendiklerimden bir tanesi diyebilirim. Kullandığınız renklerden baskın olan sarı Feyyaz İnanç’ın monokromudur dedirtsede sonra siyah ve tabii başka renklere de rastlıyoruz. Ben bu kadar anlatarak bir girizgah yapayım. Gerisini size bırakayım…
Serginin isminden yola çıkarak başlayalım.”Zamansız Mekanlar” : Yani zamanı yok ederek, zamanın olmadığı bir mefhumu düşleyerek oralarda neler, nasıl oluyor gibi bir sorgu açıyorum kendimde ve bu resmimde bunları çalışıyorum. Etkiyi (zamansızlığı) siyahla veriyorum. Fakat tabi bir de yaşam var tabii. Yaşamında rengi bence güneşle yani sarı ile beliriyor. Yaşam olduğu zaman ışık öne çıkıyor. Zaman zaman ışığı daha çok anlatmak için gölgede işin içine giriyor. Hatta gölge olması gerekirken olmuyor bile bazen. Böyle bir macerası var bu resimlerin. İçinde bulunan varlıklar günlük işlerini yapıyorlarmış gibi sanki ama dediğim gibi zamanın hiç olmadığı mekanlar. Hani bir ömür sayacı vardır ya. O sayaç bir dursunda biz de bir nefes alalım artık canım derler gibi… İşte bunu ortaya çıkaracak işler yapıyorum.
>>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>
‘Cl Dialouges I’e dair…
Kadir Has Üniversitesi Büyük Konferans Salonu’nda 22 Mayıs tarihinde Contemporary İstanbul’un düzenlediği Cl Dialouges ‘Cosmopolitics I’ İstanbul-Berlin-New York isimli konferansta bulundum ve gecikmeli de olsa konferans notlarımı ve daha ziyade gözlemlerimi paylaşıyorum.Bir gerçeği de en baştan itiraf etmekte yarar görüyorum, konferansa katılmayanlar için açıklamalarım çok da anlamlı olmayabilir, belirtmeyi bir görev bilirim.
Cl Dialouges konferans dizisinin ikincisi, bu yıl ana tema olan ‘kozmopolitizm’ çevresinde şekillenen konuşmalara sahne oldu. Sanırım New York, Berlin ve İstanbul üçlüsünün ele alınmasının temel nedeni de dünyanın en kozmopolit şehirleri olduğu düşüncesinden ileri gelmekteydi.
Akademie der Künste’nin sanat direktörü Dr. Johannes Odenthal, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, yönetmen Peter Lilienthal, yazar Mario Levi, New York Pratt Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Ayşe Yöner ve müzisyen Mercan Dede’nin katılımlarıyla gerçekleşen konferansın en belirleyici ve etkili bölümü –bana sorarsanız- İlber Ortaylı’nın konuşmasıydı. Ortaylı’nın konuşmasının başlarında yaptığı ‘kozmopolitizm’ tanımına dikkat çekmek ve hafızaları zorlamak isterim. Ortaylı’nın konuşması süresince her üç şehir için belirlediği kozmopolit olan ve ol-a-mayan unsurlar dikkat çekiciydi.
>>>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>>
İstanbul Modern Matisse & Picasso İle Randevu Eğitimlerinde Öğretilmeyenler…
İstanbul Modern’de şu sıralar bir heyecan var. ”Yeni yapıtlar, Yeni Ufuklar” başlığını taşıyan ve Türkiye’deki modern ve çağdaş sanatın başlangıcından bugüne geçirdiği süreci yansıttığını iddia eden serginin yanı sıra aynı zamanda 6- 16 yaş grubu çocuklar içinde bir eğitim etkinliği devam etmekte: İsmi de ilginç. ”Rendezvous with Matisse & Picasso” yani “Matisse & Picasso ile Randevu”.Sanatçıların atölyeleri benzeri alanlarda yaratılmaya çalışılan atmosferde çocuklara çeşitli sunumlar ile birlikte resimler yaptırılıyor. Amaç bu iki büyük ressam ile çocuklar arasında bir etklileşim yaratıp resim sanatını sevdirmek. Bu çok sevimli ve takdir edilecek bir uygulama. Büyük bir eksikliği dolduracağına da eminiz. Peki neden Matisse & Picasso? Çağdaş oldukları (Picasso Matisse’den 12 yaş daha küçüktür) ve birbirlerini çok sevdikleri için yanılgısına düşmeyin sakın. Bu tamamen Centre Pompidou’nun Fransız eksenli popülist ve elbette milliyetçi eğitim anlayışından geçiyor.
>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>
Çağdaş Sanat Balonu Nasıl Patladı? - Ben Lewis
Bundan 20 yıl sonrasını görebiliyorum. Tate Britain’de 21. yüzyılın ilk 10 yılının sanatına ayrılmış bir oda. Serginin ismi “Balon Milyarderlerin Sahte Ganimetleri” ve duvarda açıklamalar kısmında şöyle yazıyor. “ 21. yüzyılın ilk on yılı dünya tarihinin en büyük sanatsal değer artışını gördü. Küresel zenginliğin eşi görülmemiş yükselişi, sanat eserleri için ucuz kredi kullanabilirlilik ve bütün dünyayı saran çılgınlık elbette bunda bir rol oynadı. Ancak sanat koleksiyonerleri için spekülasyonlar, gizli anlaşmalar ve vergi imtiyazları da aynı derecede önem taşıyordu. Bu dönemin sanatı basitlik ve pahalılığı ile tanımlanır. Formların basitliğine rağmen eserler çoğunlukla altın, elmas ve platinyum gibi değerli taşlarla bezenmiş karikatür, bilboard reklamları, paket kağıtları ve mücevherlerden oluşmaktadır.”Bir duvarda her biri tek bir renge boyanmış ve üzerlerine 20’şer adet kelebek yapıştırılmış üçlü (triptik) tuvalleri göreceğiz. Yanında bir tane de küçük galeri metinlerinden biri olacak: “Milenyum’un ilk on senesinde Damien Hirst tarafından üretilmiş yüzlerce kelebek tablosundan biridir. Kredi çılgınlığı zamanında, koleksiyonerler ve sanat tacirleri tarafından bu tasarım, yaşamın ve ölümün, doğa ve sanatın güçlü bir sembolü oldu. Taze milyarderler bu eserlerin her biri için £2 milyon ödediler. Onlar bu eserlerin potansiyel olarak sonsuz sayıda olmasından da korkmadılar çünkü o zamanlarda sanat eleştirmenleri yeniden üretim ve repetasyonların sanatta yeni değerler olduğunu tartışıyorlardı.” Asırlar sonra bu saçmalığı okuyan ziyaretçiler eserlerin etrafındaki havayı alaylı kıkırdamalar ile yankılayacak ve küçümseyerek hor görecektir.
>>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>
02 Haziran 2009 Salı
Ekrem Kahraman Söyleşisi -II-
Ekrem Kahraman’la ’Bulunduğumuz Yer:…’ isimli sergsinden sonra hayli uzun ve keyifli bir sohbete imza atmıştık. Merakla beklenen sohbet notlarının II. bölümünde Kahraman’ın sanat ve para ilişkisi üzerine kurulu keyifli anılarını okuyacak ve ressamın meta-para ikilemine getirdiği yorum farkına tanık olacaksınız. İşte sohbete dair detaylar…Ben bir de şunu konuşmak isterim. Mesela siz- tahminimce- gönlü zengin bir insan olduğunuz için kanvas baskıya izin vermişsiniz. Ama kimi ressamlar asla sıcak bakmıyor böyle bir uygulamaya. ‘Benim eserim biricik’ diyor. Böylece ben Ekrem Kahraman’ın eserlerini beğeniyorum ve asabiliyorum evime. 30-40 lira bir para veriyorum ve orjinali olmasa da kanvas baskısını alıyorum. Ama gün gelir orijinalini alacak gücüm olursa onu da alırım. Ressamın bu konudaki olumlu tutumu da benim hoşuma gidiyor açıkçası.
Var mı benim resimlerimden birinin dijital baskısı şimdi sen de?
>>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>>>>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
